Bir Tarihin Bilinmeyen Sesi: Çanakkale Türküsü’ nün Kastamonu Hikayesi
- bigagezgor
- 11 May
- 3 dakikada okunur
Haber: İpek Aktoğan
Herkesin bildiği bir türkü var: Çanakkale içinde Aynalı çarşı. Çanakkale Türküsü sadece bir ağıt değil. İçinde vatan sevgisi var ve içinde Anadolu’nun dört bir yanından giden genç kahramanların gözyaşı var. Bu gözyaşlarının en derin acılarından biri Kastamonu’da gerçekleşti.
1915 yılında gerçekleşen Çanakkale Savaşı, belki de bir neslin kaderini belirleyen dönüm noktasıydı. Tarihin en kanlı kara savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşı’nda Anadolu’nun dört bir yanından binlerce genç, hayatlarının baharlarındayken cepheye uğurlandı ve bir daha geri dönemediler. Bu yüzden bu büyük kayıp, zamanla bir ağıta dönüştü. “Ana ben gidiyorum, düşmana karşı” ifadesi ise sadece bir savaşı değil, birçok gencin geride bıraktığı aileleri ve özellikle annelerin yaşadığı derin acıyı anlatıyor. Bu türkü sadece acıyı değil, bir milletin kaybettiği gençliği simgeler.
Bir Dönemin Öğrencileri Cephede: Genç Kahramanlar
Çanakkale Savaşında öğrencileri şehit düşen ve bu nedenle 1914-1918 yılları arasında mezun veremeyen kahraman okul Abdurrahman Paşa Lisesi öğrencileri, vatan için derslerini, hayallerini geride bırakarak gönüllü olarak cepheye gitmişlerdir. Henüz reşit bile olmadan cepheye giden gencecik askerlerin neredeyse tamamı şehit düştüğü için, Abdurrahman Paşa Lisesi o yıllarda tek bir mezun bile verememiştir. Çanakkale Türküsü’nün “ölmeden mezara koydular beni” dizesi, mezara giden gencecik çocukların gerçeğidir. Ersizler köyü’nde çocuklarını, eşlerini, babalarını kaybeden ailelerin acısı, Abdurrahman Paşa Lisesinin o senelerde boş kalan sıraları...Bu ağıtın Kastamonu’daki hüznünü vurguluyor.
Çanakkale Türküsünün Bilinmeyen Yazarı İhsan Ozanoğlu ve Muzaffer Sarısözen
Kastamonu’dan Çanakkaleye uzanan bu acı, sadece savaş meydanlarına yansımadı. Bu konuda en önemli isimlerden Ozan İhsanoğlu olmuştur. İhsan Ozanoğlu’nun türküyü 1940’lı yıllarda Muzaffer Sarısözen ile beraber derlemesi, Türkü’nün Kastamonu’yla bağını pekiştiren en güçlü dayanak olarak görülüyor. Yerel Kastamonu halkının dediğine göre, Çanakkale cephesinden Kastamonu’ya gelen bir asker gönderdiği mektubunda “Çanakkale içinde vurdular beni, ölmeden mezara koydular beni” sözlerini yazmıştır. Bu sözlerin zamanla kulaktan kulağa yayıldığı ve bir ağıta dönüştüğünü söylüyorlar.
Çanakkale Savaşı’nın Kastamonu Tanığı: Ersizler Köyü ve Kadınları
Ersizler köyü, Kastamonu’nun Küre ilçesine bağlı bir köydür. Kurtuluş savaşı ve Çanakkale savaşları’ nda eli silah tutan tüm erkekler cepheye gitmiş ve bir daha geri dönememiştir. Köyde sadece kadınlar ve çocuklar kalınca halk arasında “Ersizler” olarak anılmaya başlanmıştır. Geride kalan Ersizler köyü kadınları, erkeklerin de sorumluluklarını üstlenmekle beraber cepheye mermi taşımışlardır. Kara Fatma, Şerife Bacı, Nezehat Onbaşı... Kastamonu’nun yerli esnafı Yasemin Gök, “Ersizler köyü fedakarlığın en iyi örneklerinden biri” ifadelerini kullanarak, “Atatürk ve sovyetler Birliği arasında mektuplaşmadan sonra gelen silah, top, mermi gibi malzemeler İnebolu Limanına gelmiş. Bu malzemeleri cepheye ulaştıran Ersizler köyünün kadınlarıdır.” dedi. Kastamonu’nun kadın kahramanları denince akla gelen ilk fedakar isimlerden biri olan Şerife Bacı, 1921 yılının dondurucu kış ayında İnebolu’dan aldığı cephaneleri Ankara’ya götürmek için yola çıkmıştı. Kendi bebeğinin üzerindeki battaniyeyi sırf mermiler ıslanmasın diye cephanenin üzerine örten Şerife Bacı, Kastamonu Kışlası taraflarında donarak şehit düşmüştü. “Kastamonu kadınları fedakar olur, güçlü olur çıtkırıldım değildir” diye sözlerine devam eden Yasemin Gök, “o dönem en çok kastamonu’dan ses çıkmış. Bize okulda ersizler köyünün nereden geldiğini anlatırlardı ve o zamanlarda ersiz demek sadece erkeksiz kalmak demek değildi direkt korunmasız kalmak demekti. O kadınlar sırtlarında mermi taşırken bir gün bile biz ne yapacağız dememişler.” sözlerini dile getirirken, bu fedakarlığın bir gün bile unutulmaması gerektiğini, okullarda kesinlikle anlatılması gerektiğini vurguladı. Diğer yandan Kastamonulu olup Çanakkale’de yaşayan diğer vatandaşımız Taner Fikret Aktoğan “Çanakkale’nin çok güçlü bir tarihi var 23 senedir Çanakkaleyi biliyorum, gezdim gördüm defalarca aynalı çarşıdan geçtim ama bu ağıtın memleketim Kastamonu’ya dayandığını daha önce hiç duymamıştım.” ifadelerini kullandı.
Bu özveri, 1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da tescillendi. Ersizler Köyü halkı, fedakarlıklarından dolayı gösterdikleri üstün kahramanlık nedeniyle “Beyaz kurdeleli İstiklal Madalyası” ile ödüllendirildi. Bu madalya hala köyün en büyük onuru olarak taşınmakta. Bugün bu köyün adı geçtiğinde sadece erkekler aklımıza gelmiyor, kadın kahramanların yazdığı bir destan akıllara gelmektedir. Çanakkale Türküsünde “Ana ben gidiyorum düşmana karşı” diyen gençlerin ardından kahraman anaları da sırtlarıyla mermi taşıyarak destek olmuştur. Kastamonu Sanat Çarşısı’nda ve Çanakkale’de gerçekleştirdiğimiz röportajlarda Çanakkale Türküsü’nün Kastamonu’yla olan bağı Kastamonu’nun yerel halkı tarafından bilindiğini fakat Çanakkale’de tanınmadığını gösterdi.

-Photoroom.png)

Yorumlar